Yazabilirsem eğer...

Yıllardır yıllardır diyorum ki kendime, yazabilsem eğer... Dile getirebilsem düşündüklerimi kaygısızca... Onları herkes okusa ama ben yine de kaygısızca yazsam, içimden düşündüğüm gibi söylesem her şeyi... Olmuyormuş. Yine de denemeye devam ediyorum.

17 Ocak 2010 Pazar

Kimsenin Kendisinden Başkası Hayatının Teorisyeni ve Tasarımcısı Olamaz

Neyi yapmamalısın?

Böyle bir limit var mı?
Neydi o? Güçsüzlükler yapılmaması gerekenleri, etikleri yataranlar mıydı? Gerçek hayatta ortak etikler var mı? Kime göre ben bir hatadayım? Doğru olan kimin tanımladığı? Kendi çıkarıma uyan şekilde mi davranmalıyım? Genel geçer kurallar çıkarlarına uymasa, etiklerden ve ahlaktan bahseden bu kişiler onlara sahip çıkmaya devam ederler miydi? Asıl problem sahip olunan değerlerin genel geçer olanlarla uyuşmayıp, başkalarına açıklanamamasından kaynaklanıyor. Açığa vurulamayan değerler, gizlice yaşanmak zorunda... Gizli olan şeylerin de gerçeklikle, üstü-açık olanla koordine edilmesi lazım - ki bu koordine kimsenin ruhuna hissettirmeden olmalı-. Her şeyi zorlaştıran da bu. Bazı şeykerin kapalı kapılar ardında kalması. İfade hakkı, istediğini söyleme hakkı insanların elinden böyle alınıyor olmalı.

Yargılarla... "Böyle olmamalı..." ile başlayan düşünceler ve yorumlar.

"Bu normal değil...", "Bu kabullenilemez!..." ile sonuçlanır.

Limitlerin ve tutsaklıkların başladığı nokta da bu olmalı. Toplum hayatında özgürlükten söz edilemez. Her farklı özgür - AYKIRI- bizi o toplumdan bir adım daha uzaklaştırır.

Parasız pulsuz, evsiz, yersiz, kimsesiz kişi, en özgür olandır. Ama aynı zamanda da hiçbir şeyi...

"KİMSENİN KENDİSİNDEN BAŞKASI, HAYATININ TEORİSYENİ VE TASARIMCISI OLAMAZ"