24 Eylül 2008 Çarşamba
Milan
It's not about studies, it's not about being employed, we need to change first our way of thinking, and then way that other people think, but not in autoritative way, we need to come to intellectual autonomy of each and one of us..... I want to live for real, not this hypocrit world.....
Milan says:
The basic problem is in that, that we just think in the dimension Me and World....
Milan says:
And we are dividing ourselves from the world..
Milan says:
It's normal in this kind of society, but that's why we need to change it....
Milan says:
I want to say that you don't need to be freaked out.... Life is not about money...even it seems like that today....
Milan says:
Well yes.. I'm just talking theoreticaly now...
Milan says:
But it's not immposible
Milan says:
.....
23 Eylül 2008 Salı
Kullanılıp Çöpe Atılmak (Rule or Obey)
Satılan malın değerini belirleyen nasıl sözcükler ise, insanın kendi değerini belirleyen de tam olarak kendisi ve kendini nasıl lanse ettiği. Diğerleri içinize bakıp, işe sen busun diyemez ilk bakışta. Görüntüsel ipuçlarını ele almazsak tabii. Ama görüntüsünde falso vermeyip, politik davranabilen bir insanın önüne çıkabilecek bir başka insan varlığı da bilemiyorum.
Etiketimizi biz kedimiz koyarız, etiketin ne kadar kazandıracağı sadece reklamına bağlıdır.
Reklam hayatın ir parçası ve bunu göremeyen biz çömler sadece bıcırbıcır devlerin peşinde dolanırız. Bir dev olabilmek için etiket piyasasını etkileyebilmeyi öğrenmek gerekir.
İnsanların bilmedikleri, yabancı oldukları ve bilemedikleriyle yönetir diğerleri onları. Biz o diğerlerine nasıl dahil olabiliriz bunu düşünürsek, o zaman boşa zaman harcamıyoruz demektir. Bilgi açılarını gördüğümüz yerde sinsice saldırıya geçerek içeriden kaleyi ele geçirip kendi amaçlarımız için kullanabiliriz. Ama insanları asla ve asla aptal sanmamalıyız. Böyle kişiler işte aptal sandıkları ama o kadar da aptal olmayanlar tarafından tanımlanabilirler. Yönetmek hakkı verilmez sadece ve sadecesinsice alınır bence. Güzel vaatler ve tatlı sözler ile.. Yönetebildiğimiz kadar, etkiiz de artar. Bizim yapacağımız işler başkaları tarafından bize sunulmaya başlar. isim yapmanın başladığı yer de burasıdır. Yancılarımız artar ve bizden alabilcekleri küçük şeyler için bize iyilikler denilen saçma şeyleri yapmaa başlarlar.
Gülümsemek, iltifat etmek , yüceltmek, vaad etmek ve daha sonra istemek.
Bu anahtarı kullanan niceleri var hayatımızda. Onlar ama iki yüzlü dediğimiz o kişiler işte. Biz onları görebiliyor muyuz?Yoksa gerçekten aptal mıyız?
Kullanılmaya dönünce... Bir ilişki ya da bağlılık isteyen taraf bunu istediğini kesinlikle bilerek diğerine yaklaşmıyorsa ve kurallarını koymuyorsa yaşanacakların, o zaman karşıdakinin kurallarına uymak zorundadır. Diğeri ne isterse o olur. Hayat da aynen böyle. Zaten klişe bir deyiş bile var bu konuda;
"Kuralları koyanlardan değilseniz, onlara uyanlardansınız."
Hedefler
En ideali her iki isteğimin de sağlanması ama... Bu mümkün mü acaba benim için? Asıl sorum bu belki de?
İki sorunum var, isteklerimi tam olarak belirleyememem ve parasızlıktan korkmam. Benim tek istediğim, özgür olabilmek biraz da olsa...
Artık bir konuda ilerleme isteği duyduğumu görebiliyorum ama o konulardan kaçıyorum yine de...
Gelcekte iş yönetmek istiyor muyum diyorum. Benim için şin niteliği çok önemli. İstediğim işi biliyorum ama o işe nasıl ulaşacağım bilemiyorum. O işin alternatifleri neler bunları da hiç bilemiyorum ben.
Proje asistanlığı olsaydı ne de hoş olurdu değil mi? Ama şansımın bu kadar da iyi gitmesini beklemek biraz fazla iyimser olacaktı galibabenim açımdan. Ne yapmalıyım adım atabilmek için bilmiyorum açıkçası. Sistemin içerisinde nasil ilerleyebileceğim konusunda bir ipucum bile yok.
Yanlış mı yapıyorum ben? Nasıl olacak da istediğim yerlere ulaşabileceğim? O istediğim yerler on sene sonra benden çok uzaklarda mı alacaklar?
Sonucunu görebileceğim o projelerde çalışmayı istemez miydim ben? Ne konuda korkak davranıyorum?
Korkak olmaktan kaçınmalıyım artık. Yaptıklarımın nedenlerini düşünüp, yapma aşamasına geçmeliyim artık.
Ne yapıyorum ben evde boşboş oturarak? Bu beni istediğim yere iç götürmüyor ki...
22 Eylül 2008 Pazartesi
Arda Aşkın
How I wish, how I wish you were here.
We're just two lost souls swimming in a fish bowl, year after year,
Running over the same old ground.
What have you found? The same old fears.
Wish you were here.
Arda-Yeditepe-İst says:
buda pink floyd dan 1970 küsür
21 Eylül 2008 Pazar
İstekler ve Kararlar
Karar vermek kolay değilmiş.
Ama karar amaca götürecektir, zamanla da olsa.
E. üzerine
Bugün onu görmeye gittiğimde, küçük ellerine dokunmak istedim. Hasta gözükmüyordu sadece rahat değilmiş gibiydi. Yüzü oldukça iyi görünüordu. Sesi ve bana göz kırpışı... Bu bakışı seviyorm dedim sadece. Elini tuttum ama sadece ucundan. Çünkü onu incitmekten korktum. "Soğuk" dedim. Onu görmeyi sevdim bugün ve yetmedi bir şekilde. Ama neden bilmiyorum, geçen sefer öylesine kötü oldu. Tekrarlanmaması için nasıl davranılması gerekiyorsa öyle mi davranılmalı yoksa gelişine mi olmalı hayat? Zaten kontrol edilen her alanda kötü giden hayatım, kontrol edilmeyen bu alanda daha kötü giderken, ne yapabilirim ki kendimi bütün bu olayların içerisinde çıkarıp; "oh" diyebilmek için?
Eski ilişkimizden kalma düşünceler ve hisler var içimde. Neden hatırlamıyorum içimde onun güçsüz biri olduğuna dair ve ortama uyduğuna dair bir his var. Neden bilmiyorum onun risklerden hayatı boyunca kaçıp hep sağlam tarafta duracağından eminim ve asla deli birisi olmayacağını düşünüyorum. Beni ondan uzak tutan bunlar belki de sadece benim yansımalarım?
M.I. da olan delilik. Ben bunun gibi bir şey isterdim.
Zaten çok sıkıcıyım ben, manyak bir şey arıyorum.
Ignatius Der Ki...
17 Eylül 2008 Çarşamba
Life could be pleasing but...
Biz Kadınlar... Başarılıyız Yine de...
Zavallı mıyız biz? Yoksa sadece şanssız mıyız? Kendimiz değil miyiz buna neden? Belki değiliz değil mi?
Çocukken nasıl beklentiler yükleniyor bize? Mutlu bir yuva mı? O mutlu yuvada mı büyüdük?
o mutluluk gerçekten var mı sizce???
E peki bugün en iyi arabalara binen bizler? Buna nasil ulaştık? Ben bunlara, KISA YOLLARDAN demek isterim. O kısa yollar var ya, bizim köleliğimizin kontratları...
7 Eylül 2008 Pazar
Yatağıma Giren Düşünceler
Yazabilmek hakkında düşünüyorum bir süredir. Bunca zaman istediklerimi neden yapmadım bilmiyorum. Ya da aslında biliyor da olabilirim. Asla emin olamadım kendimden. Çünkü her zaman çocuktum ben. Öyle olduğumu öğretiler ve bu nedenle kendi isteklerimin peşinden gitmeidm. Onlar çocukça ve aslında ulaşılmaz şeylerdi. Yazmaya başlayabilmem için bu gece neler düşündüm demek belki de yeterli. Yüzeysel düşünmüyorum bence. Ama bazen de korkuyorum, herkes benim gibi düşünüyor olabilir kendisi hakkında.
ANLIK FLASH BACK
Şu anda başıma bir şey geldi. Flashback yaşadım ama yaşanmış bir zamana değil. Rüyalarımdan birindeki bir sahneye. O sahneyi şu anda o kadar net görebiliyorum ki uyanık olduğum halde. O hissei o kadar iyi hissedebiliyorum ki.. Bu bazı zamanlar oluyor. Mısır gibi bir yerdeki meydana gittiğimi anımsıyorum, büyük taş bir binaya giriyorum. Kolonlarla çevrili bu bina ve cilalı renkli mermerlerden yapılmış. Altın ile de kaplanmış bazı yerleri kolonların. Yine altın renginde İngiliz tarzı çerçevelerle kaplanmış resimler var bahçede ve satışa sunulmuşlar ya da sadece bir sergi bu. Bu sergi beni kendimden alıyor ve öyle bir huzur seviyesine getiriyor ki, oradan ayrılmak istemiyorum. Hava açık ve ılık, rüzgar yok. Etrafta insalar var ama kalabalık değil. Orda gorduğum bir eser var, ve o eser beni heycanlandırıyor. Ama ne olduğunu hatırlayamıyorum onun...
SINANMAMIŞ DEĞERLER ÜZERİNE
İletişim üzerine okurken, İletişimin A B C'si kitabını...
"Sınanmamış değerler" ifadesi çok kafamı kurcaladı. Boyle şeylere takılmakta üstüme yok zaten. Kitapta "sınanmamış liberalik"ten bahsediyordu. Ve ben defterime şöyle bir not düşmüşüm:
KİŞİLİĞMDE EN YANKILI ESKİ İLİŞKİM ÜZERİNE"Sınanmamış liberallik" sadece sözdeyse, sınanmamış istekler ve idealler de sadece teoride varlar. Eğer onları seçme zamanımız geldiğinde bu idealleri hayatımıza dahil edemiyorsak o idealler gerçek midir? Yoksa rüyalarımızda yaşatmayı sevdiğimiz ütopya olarak kalmasını yeğlediğimiz tatlı düşler midir? Bu ideallerin bazentam da orada ayakta durduklarını bildiğimiz halde onlara gitmekten nedne korkarız? Belki de hayatımızın anlam yitirmesi demektir bu bizim için, budur neden. Gerçekten istediklerimiz uzaktadır çünkü biz güçlü olamamışızdır. Kendi gölgemiz bizi korkutur.
B. üzerine çok düşünüyorum hala. Kendi hatalarımı arıyorum. Tek hatam onu planlarımın dışında bırakmaktı belki de. Ama planlarımın içinde olduğu zamanı hatırlıyorum. O zaman diyorum ki, kendi yaptıklarının sonucuyla plan dışı kaldı hayatımda. Ben onun kıskançlığına karşı alerjik reaksiyon geçirmiş gibi hissediyorum kendimi. Bu reaksiyon derimin altında hala da devam ediyor. Yine de benim bugünlere gelebilmemde katkısı var sanırım bu yaşananların. Olduğum kişiden nefret etmiyorum. Daha önce olamadıklarım ve şu anda da olmayı başaramadıklarım içi üzülüyorum. Onunlayken kendimi adamıştım ama psikolojik işkencenin itkisine uğradı aramızdaki her bağ. Bağlar her zaman kopabilirler.
2 Eylül 2008 Salı
Hayatımın Kuklasıyım
Düşünmeye baslanan an bu mudur? Yoksa boyun eğmenin devam ettigi zaman mıdır bu? Bugun gerçekleri duydum. Benim kendime olan özgüvenimi kirip alçaklarda uçmamı istiyor kendi babam. Onun sularından çıkmamdan korkuyor. Neden beni kontrol etmek istiyor? Söylediği gibi benim iyiliğim için mi bu? Onun kriterlerine göre benim iyiliğim için mi bu?
Buğra’nın hayatımdaki etkisini kaldirdığım gibi onunkini de kaldırabilirim. Bunun için tek yapmam gereken onun hayatta iyi yaptığı şeyler ve başarısız olduğu şeyleri yazmam. Onun hayaletinden böylelikle kurtulabilirim ben.
Melih’in de analiz ettiği gibi bilmediği konularda daima konuşan ve fikir beyan eden bir insan sanirim babam. Araba kullanmama karışması, evi asla toplamadığı halde şurası dağınık burası dağınık demesi, notlarım yuüksek olduğu halde onları asla iyi bulmayarak beni onların içinde boğan kişi. İnşaata girmem için ve devam etmem için durmadan konuşan ama daha sonra yapklarını inkar eden. Bana ve aileme şunları söyleyebilen:
-Benim inşaat üzerine çalışmak istemem üzerine, baskı yapmanın ötesine geçerek, olayı tehdit boyutuna ulaştıran: “Ben çekip gidiyorum ne haliniz varsa görürsünüz. “ Bu söylediğiyle bizi parasal olarak tehdit ediyor. Aslında her zaman tek kullanabildiği silahı da bu değil mi?