Yazabilirsem eğer...

Yıllardır yıllardır diyorum ki kendime, yazabilsem eğer... Dile getirebilsem düşündüklerimi kaygısızca... Onları herkes okusa ama ben yine de kaygısızca yazsam, içimden düşündüğüm gibi söylesem her şeyi... Olmuyormuş. Yine de denemeye devam ediyorum.

25 Aralık 2008 Perşembe

babam ve çetesi

Nefret ediyorum evimden. Bunun nedeni bu evde döngü içerisinde olan saçma sapan olaylar ve o döngüde sarfedilen gerizekalılık fışkıran sözcükler.

Koca Hatun: Babanne
Babam ve onun ailesi... Her bir kaç ayda bir hayatı boyunca 6 çocuk doğurmaktan başka bir şey yapmamış babannem bize geliyor. Onun burada bir odası var,o odada takılıyor genellikle. Odada olmadığı zamanlarda salonda camın kenarında pinekliyor, aslında duymıyor bile olabileceği televizyonu izliyor. Anladığından da şüpheliyim. Beyninin içerisinde döndürebileceği bir fikri olduğundan da şüpheliyim zaten. Okumayı da bilmiyor... Ne garip. Okumayı bilmeyen birisi. Nasil okuma bilmez insan? Tamam köyde doğmuş, büyümüş, okutulmamış, öğrenememiş. Benim anlamadığım kısım, bir yaşından sonra Ankara’ya taşınmış ondan sonra da Antalya’ya. Şehir merkezinde oturmuş, dedem hep gazete okur. Televizyon var. Ne yapmış bu kadın? Nasıl olur da etraf o kadar kaynağa bulanmışken bu kadın hiç bir kelime bile okuyamaz? Sayıları biliyor ama! Saate bakabildiğini hatırlıyorum. Onu tanımış olduğum andan beri içinde yaşam olduğundan şüpheli olduğum birinci kişi... Babannem... O bir sülük. Annemden günde 3 kere ve her gün olmak üzere farklı yemek bekler. Bu bekleyişlerine babam ve amcam da katılır. Babam ile amcam ayrı hikayeler.

Amman Reis: Baba
Babam? Ben bile bilmiyorum. Sabah erkenden uyanır, yedi civarında falan. Çayı koyar, televizyonu açar: Haber programı izler. Sonra evdeki herkesin odasını sıradan dolaşır. Sanki içinde büyük bir hırs varmış gibi. O uyanıkken , biz uyuyoruz. Bunu küçükken daha çok yapardı. Şimdileri ben zaten uyanmak zorundayım sabahları. Ama ya annem? Annem emekli ve çalışmıyor. Kurslara falan gidiyor, yapmaya çalıştığı ama yapamadığı kendi işi var: Amway. Ama yapabileceği çok şey yok zaten. Hayatını yiyoruz biz mahlukatlar. Konumuz da annem değil zaten. Babam ve çetesi! Babam her sabah annemin başına ekşir. Sanki annem uyanmak zorunda sabahın köründe. "Filiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiz! Kalkhh!" Söyleyiş şekli bile beyin hücrelerinizin bazılarının intiharına yol açabilir gerçekten! Biraz da olsa babamın üzerinde tek yaptırımı olan benim sanırım. Beni artık uyandırırken saati söyleyerek uyandırıyor. Ona bir keresinde böyle yapmasını, benim için daha etkili olacağını söylediğimi hatırlıyorum.
// Paranın konusunu yapar. Hep para verir bize ama heralde hayatı boyunca verdiği için artık bıkmış bizden. Bir de sevgisizlik var arada tabi ki. Yani babam olmasa suratına bakmam ki ben onun. Zaten konuşmayan, dinlemeyi hiç bilmeyen ve size saygı duyduğunu bir an bile göstermeden bütün işlerinize karışan birini nasil kedinize yakın tutmak isteyebilirsiniz ki? Evet ayrıca, benim babam hayatı boyunca sadece para verdi ailesine. Daha beterleri de vardır tahminimce ama inanın ki bu bile yeterince kötü hissettiriyor.

21 Aralık 2008 Pazar

Target Group: 1- People living in the urban cities 2- People living in less urbanized areas
Aim:To create awareness and understanding of urban space, clear the idea of a living space in regular citizens mind who are not egaged to city/urban planning profession.

Objective:

Understand what are the factors affecting livability of a city? Which ones do we have? Which ones do we need?

Needs of a community in the urban space to sustain a happy living.

To create undersanding on what is urban decay? How do we cause it? How canwe change the current situation of cities as citizens living in that area.

What are the actions that can be taken easily by the citizens? (Less time consuming, more effective and impact creating innovative ideas)

Understand what is our need of technology,infrasturcture, environment and social spaces in the cities.

Concrete Objectives:

Create a personal aciton plan at the end, for the degree of civic engagement you will take.

Create posters, plays etc. for the visibility of the importance of plannig of cities.

Şehirimiz için hepberaber
Şehir yapısının öneminin basit vatandaşlar tarafından anlaşılması.
Mekanizmaların görünür kılınması
Dünyadan şehir örnekleri.

15 Aralık 2008 Pazartesi

güzsüzlük ve korkaklık

Tutucu olduğumu düşünüyorum. Kendime karşı tutucuyum. Asıl düşündüklerimi içimden sadece kendime söylüyorum.
kendime karşı bile açık değilim.
Düşündüklerini açıkça söyle. Düşündüklerin sensin.
Kendimi neden baskılıyorum bilmiyorum. Kendimi neden baskılıyorum?
İnsanlar neden beni baskılıyorlar?
Onlar dama mı güçlüler?
Ben ndeen güçsüzüm? Güçsüz müyüm ya da?

Gözlerini gerçek dünyaya kapamış bir aptal mıyım?
Gerçekler hakkında varsayımlarla mı yaşıyorum?
O varsayımlar gerçek mi?

türk toplumunun düşünce yapısı ne?

25 Kasım 2008 Salı

Who likes What?

Katalin Z. - cookies
Atila U. -mediterranean sea
Bogachan B. -young ladies
Aysenur M -shopping

18 Kasım 2008 Salı

İletişim Çalışmalarına Giriş

İki insan var ve bunlar tamamen birbirlerinden bağımsız 2 parçalar. Hiçbir kesişen noktaları yok. Onları birbirlerine bağlayacak tek şey "iletişim" dediğimiz şey. Aradaki ince iplik iletişim.
Sosyal günlük hayatımızda, deneyimlediğimiz neredeyse her şey kendimizi nasil ifade ettiğimizle tamamen bağlantılı. Karşımızdakinden nasıl bir tepki alıp, ona nasıl karşılık vereceğimizi belirleyen şey, ilk ağzımızı açtığımızda söylediklerimiz, ses tonumuz, kapıdan ilk girdiğimizdeki yüzümüzün şekli, yürüyüşümüz, giydiklerimiz, kokumuz, vücut ısımız.. Diğerinin herhangi bir duyusuna herhangi bir şey ifade eden, girdi sağlayacak herhangi bir oluşum...

5 duyumuz var diyorsak: Görme, İşitme, Koklama,Tatma,Dokunma.
(Acaba bunların dışında bir de "içgüdüsel duyu" koymalı mıyız? Böyle bir şey var mı? Yoksa bütün diğerlerinin bilinçsiz algılanmasından oluşan bir sonuç mu içgüdüleme?)

Günlük hayatımızda diğer kişiye karşı yargıyı en belirleyici olan algımız görme midir yoksa duyma mıdır? Bunun için birisini tanımanın adım adım tanımını yazabilirim belki de?

Birisiyle tanışmak için, ilk önce onu uzaktan ya da yakında görmemiz gerekir. (GÖRME) O sırada o kişi hakkında kafamızda var sayımlar oluşmaya başlar. Ait olduğu çevre, yaşadığı yer gibi(...?...bunları nerden çıkarabiliriz: giysileri,saçları,sakalları, makaj, bakış, duruş, ten rengi :::
birisini ilk defa gördüğüne neler dikkatini çeker? bu güvenilir bilgi değil çünkü, belirli görünüşlerle belirli şeyleri gizleyebileceğimizi gösteriyor bize. bunları kullanarak. Ya da: bunları okumayı gercekten iyi bilirsek, o zaman kimlerin nelere dahil olabilececiğini biraz olsun kestirebilir ve ona göre kendi ilk izlenimimizi ayarlayabiliriz. En azından kısa bir süre için görüntümüzü adapte ettiğimiz şekilde bizi algılamalarını sağlayabiliriz.)

""

İLETİŞİM, ANLAM GÖSTERGELER

"...simgelerimiz düşüncelerimizi ya da göndermelerimizi yönetir ve düzenler ve göndermelerimiz de gerçeklik algılamalarımızı düzenler."


Gösterge Kategorileri(Saussure):
"Görüntüsel göstergede, gsterge bazı yönlerden nesnesine benzemektedir: onun gibi görünür ya da onun gibi ses çıkartır. Belirtisel göstergede, gösterge ile nesnesi arasıda doğrudan bir bağlantı vardır: bunlar gerçekte birbirlerine bağlıdırlar. Simgede, gösterge ve nesne arasında ne bağlantı ne de benzerlik vardır: Simgenin iletişimde kullanılmasını sağlayan tek neden, simgenin yerine geçtiği şeyi nitelemesi konusunda insanların anlaşmış olmalarıdır. Fotoğraf bir görüntüsel göstergedir, duman ateşin belirtisel göstergesidir ve sözcük bir simgedir."

""

Women in Turkey

"...Women's participation in politics is still very low, with a representation of 9% of women in the parliamentand only 1.5% in the local councils; women literacy rate is increasing but not at a desired pace; violence against women is another crucial and urgent issue to address. In addition, extremely low levels of participation of women in paid labor market, with a rate of 24% and even reaching only 4% in the southeast Anatolia region is another important issue to tackle."

11 Kasım 2008 Salı

Value

Value is not only monetarian. The value is consisted by environment, sociality and finance. The brigde in between these is called sustainability. It is the good use of assests.

3 Kasım 2008 Pazartesi

Monolog - Fiziksel Efor VS. Zihinsel Efor

A-Düşnmekle geçmiyor mu hayat? Ne zaman istiklerini düşünüyorsun? Senin istemediğin şeyleri düşünmere onlara mesai harcamaya iten bir şey var mı hayatta? Olabilir mi böyle bir şey ya da daha doğrusu olmasına izin verir misin?

B-Evet.. Çok idealistim bu konuda ama, gel gör ki her geçen gün bize dayatılanlar ya da bizim izin verdiğimiz dayatmalar la geçiyor mu? Tam buna da yaşam kavgası denmiyor mu aslında?

A-Öyle mi düşünüyorsun? Sence bunlardan kaçmak mümkün değil mi ya da belki de bu "dayatılma" durumuna kendini kendin sokuyorsundur?

B-Sence haytta insan korkutuklarınn içine mi çekilir? Söylemk istediğin bu mu? Ya da kendi seçimlerim aslında korktuklarım haline mi geliyor diye de düşündüm şimdi açıkçası.

A-Bu konuda kendi düşüncelerin üzerine eğilmen gerektiğini düşünüyorum. Herkesin kendi yolu var. Ben benimkinde yüyrken seninkine uzaktan bakarsam ne kadar doğru yorum yapabilirim ki senin hakkında? Buna ne adar hakkım olabilir ki?

B-Bana yardımcı olduğunu söleyemeyeceğim. Kendini bunu dışında tutmak istiyorsun kanımca.
Tamam. Kendi üzerime düşünüyorum. "Gitmek istediğim yönü belirleyemiyorum çünkü o yolun gerçekte var olduğundan bile emin değilim ki ben. Sevdiklerim neler diyorum, onlara yönelmeye çalışıyorum ama gel gör ki kaynaklarım sınırlı. Bugün düşünüyordum, bu istediklerinin üzerine beyin mesaisi yapmak ya da yapmayı reddetmek üzerine. Üzerimde korkunun yarattığı stress vardı. Aslında hayatımın ne kadarda kolay olduğunu da düşündüm. Yaşamak için her şeye sahibim ve aslında sadece bunu nasil sürdürmem geretiğini ya da nasil sürdürebileceğimi düşünüyorum hayatımın bu noktasında. Bu kadar kolay bir hayat ve memnuniyetsizlik, kendini kaybetmişlik hissi.. Karamsarlık.. Seçememezlik.. Derken; bir anda fark ettim ki karşımda çöpleri dışarı çıkartan kapıcımız var. Onun o anda çöpleri çıkarmasıyla benim elimde bilgisayarla kendi arabamdan inerken mutsuzluk hissetmem arasında büyük bir tezatlık hissettim. Dşündüğüm aslında bize sürekli vurgulanan statü farkı değildi. Ben daha çok dedim ki, iki şeyi satabilirsin yaşamak için, istersen sürekli fiziksel oalrak kendini yorarsın ve kafanda istediğini düşünebilirsin ya da ikinci ve benim de içinde bulunduğum seçenek olarak zihinsel gücünü satıp bundan bir şeyler kazanabilirsin. İkisi de sana zamana mal olacak. İkisinin fiyatları tabii ki farklı. Ama hayatta yaptıklarımızın seçimlerimizin sonuçları olduğu bir gerçek. İşte belki de o yol önümüzde kolayca serildiğinnde, ondan sapmanın yollarını bulmak zor oluyor. Bu da en geniş caddeleri gözümüzün önüne seriyor. İşte o en güzlü caddelere girmemek için,sanırım, yavaşlayıp patikalara da bir göz atmak gerekiyor. Ama o patikalara baktıktan sonra koca caddede yürümeye devam etmek de sadece zaman kaybı olur. Evet, iki kere doğrulanmış, iyi bir seçim olur ama kolayı seçmek için çok düşünmemek de gerekmez mi?" Kendi kendime konuşunca böylesine de saçmalıklara kayıyor işte cümleler. Senin bana yardım etmeni bu yüzden istedim tam olarak da.
Ama neyse.. Sanırım bugünlük bu kadar yeterli değil mi?

A- Hadi ıhlamur içmeye gidelim. Sonra yapacağım bir kaç iş var evde zaten. Bu aralar şifayı kaptım galiba. Grip salgını varmış, bütün çevremdekiler şifayı kapmış durumdalar. Ben de nasibimi aldım gibi görünüyor.

17 Ekim 2008 Cuma

İşini Seviyor Musun? / Ne yapmayı düşünüyorsun?

İŞİNİ SEVİYOR MUSUN?

Boyle bir soru var mıdır ve tarafsız mıdır?
Bu soruyu soruyorsam ya a soyurlarsa, sanırım amaç karşıdakinin mutlu olup olmadığını oğrenmektir.
Karşıdakinin mutlu olup olmadığını neden merak eder bir insan? Ya gercekten onu onemsiyor ya da kendisi icin bilgi topluyordur.

Karşısındaki hakkında asıl oğrenmk istedigi neden isinde mutlu ya da mutsuz oldugu, o işin artılarını-eksilerini ogrenmek istemesidir. Eger oyle bir seye kalkısacaksa boylelikle alacagı riskleri ve karşılaşacağı tatsızlıkları onceden kestirebilir hatta belki o işe daha baslamadan bu olaydan vazgececektir.

Bu mudur?


NE YAPMAYI DÜŞÜNÜYORSUN?
Ne yapmayı düşünüyorsun diyorsa bir insan, karşısındakinin belirsizlik halini yıkmak istiyordur herhalde degil mi? Peki bunu neden ister?

15 Ekim 2008 Çarşamba

Başkalarına Zaman Ayırmak

Başkalarına zaman ayırmak için köktenci çözümlerin aklıma ilk gelen olması benden mi yoksa hayatım boyunca karşılaşıp öğrendiklerimden mi?

Yani bana kodlananlar mı yoksa bendeki bug mı?

Zor olanlar.

8 Ekim 2008 Çarşamba

Database - Dernekler ve Kurumlar

Youth for Habitat - www.youthforhab.org.tr/
Amnesty International - www.amnesty.org , www.amnesty.org.tr
Ka-Der -
Doğa Derneği - www.dogadernegi.org

Proje - Sınav Soruları Database


  1. Öncelikli Dersler: Calculus 1-2 , Fizik 1-2, Kimya 1-2, Diff ??
  2. İnşaat Bölümü Ders notları ile başlayabiliriz
  3. Duygu İktisat notlarını toplayabilir.
  4. Kaan İnşaat sorularının toplayabilir.
  5. Peki sitenin görünümünde ne olmalı? Liste şeklinde mi yüklenmeli yoksa arama motoru mu?
  6. site üyelik alarak calışır, birinci kutucuktan bölüm secersin (CE MATH PSY gibi), ikinci kutucuktan ders kodu secersin ce101,ce 102 vs vs yeni başlıklar da açılabilmeli mesela projeler gibi.. onların üzerine de proje ile ilgili notlar düsülmeli.
  7. Üyelerin upload etme hakları olmalı. Her bölüm için bir sorumlu olmalı belki ve bu sorumluların epostalarına yollanabilmeli sorular. bu sorumlular kağıtları kontrol edip, watermark koyup, siteye upload etmeliler. (pool.ce@lecturedatabase.com gibi bir email adresi olabilir.)
ACTION PLAN
  1. mat,fizik ve kimya sorularının toplanması
  2. ce sorularının toplanması
  3. bir hard diskte havuz oluşturulması
  4. siteye isim bulunması, site arayuzünün planlanması ve oluşturulması
  5. eldekilerin alt sayfalara yüklenmesi ve kullanılması
PROJE YAPILIRKEN KARŞILAŞILAİLECEK AKSAKLIKLAR

Zaman
Para
Hukuki sorunlar

Bu projeyle ilgili Hukuki Sprunlar büyük olabilir. Başkalarının üretimlerini yayınlamak sorun çıkarabilir. Bu nedenle belirsiz bir süre ile bu projeyi durdurduk.

Proje- Car Sharing

http://www.eileo.com/
Interested in starting a car-sharing service? We help you get started quickly and inexpensively—and we support you throughout your growth.

Whether you're a big company or entrepreneur, our proven methods and technological expertise enable you to succeed!

www.goloco.org
http://ekoyol.net/

24 Eylül 2008 Çarşamba

Milan

Milan says:
It's not about studies, it's not about being employed, we need to change first our way of thinking, and then way that other people think, but not in autoritative way, we need to come to intellectual autonomy of each and one of us..... I want to live for real, not this hypocrit world.....
Milan says:
The basic problem is in that, that we just think in the dimension Me and World....
Milan says:
And we are dividing ourselves from the world..
Milan says:
It's normal in this kind of society, but that's why we need to change it....
Milan says:
I want to say that you don't need to be freaked out.... Life is not about money...even it seems like that today....
Milan says:
Well yes.. I'm just talking theoreticaly now...
Milan says:
But it's not immposible
Milan says:
.....

23 Eylül 2008 Salı

Kullanılıp Çöpe Atılmak (Rule or Obey)

Ne istediğini bilmediğinde insan varlığı, diğerlerinin isteklerine hizmet etmek zorunda. Kullanılıp atılmak da tam olarak bu oluyor kanımca. Ne istemediğini bilmedenetrafta dolaşan insan, masanın üzerinde duran ve tüketilmeye mahkum olan kalemden farklı mıdır? O bir kaynaktan başka ne olabilir? Buna iş gücü diyebiliriz. İş gücü, zihinsel güç, problem çözdürme aygıtı, angaryaları yükleme aygıtı.

Satılan malın değerini belirleyen nasıl sözcükler ise, insanın kendi değerini belirleyen de tam olarak kendisi ve kendini nasıl lanse ettiği. Diğerleri içinize bakıp, işe sen busun diyemez ilk bakışta. Görüntüsel ipuçlarını ele almazsak tabii. Ama görüntüsünde falso vermeyip, politik davranabilen bir insanın önüne çıkabilecek bir başka insan varlığı da bilemiyorum.
Etiketimizi biz kedimiz koyarız, etiketin ne kadar kazandıracağı sadece reklamına bağlıdır.
Reklam hayatın ir parçası ve bunu göremeyen biz çömler sadece bıcırbıcır devlerin peşinde dolanırız. Bir dev olabilmek için etiket piyasasını etkileyebilmeyi öğrenmek gerekir.

İnsanların bilmedikleri, yabancı oldukları ve bilemedikleriyle yönetir diğerleri onları. Biz o diğerlerine nasıl dahil olabiliriz bunu düşünürsek, o zaman boşa zaman harcamıyoruz demektir. Bilgi açılarını gördüğümüz yerde sinsice saldırıya geçerek içeriden kaleyi ele geçirip kendi amaçlarımız için kullanabiliriz. Ama insanları asla ve asla aptal sanmamalıyız. Böyle kişiler işte aptal sandıkları ama o kadar da aptal olmayanlar tarafından tanımlanabilirler. Yönetmek hakkı verilmez sadece ve sadecesinsice alınır bence. Güzel vaatler ve tatlı sözler ile.. Yönetebildiğimiz kadar, etkiiz de artar. Bizim yapacağımız işler başkaları tarafından bize sunulmaya başlar. isim yapmanın başladığı yer de burasıdır. Yancılarımız artar ve bizden alabilcekleri küçük şeyler için bize iyilikler denilen saçma şeyleri yapmaa başlarlar.

Gülümsemek, iltifat etmek , yüceltmek, vaad etmek ve daha sonra istemek.
Bu anahtarı kullanan niceleri var hayatımızda. Onlar ama iki yüzlü dediğimiz o kişiler işte. Biz onları görebiliyor muyuz?Yoksa gerçekten aptal mıyız?

Kullanılmaya dönünce... Bir ilişki ya da bağlılık isteyen taraf bunu istediğini kesinlikle bilerek diğerine yaklaşmıyorsa ve kurallarını koymuyorsa yaşanacakların, o zaman karşıdakinin kurallarına uymak zorundadır. Diğeri ne isterse o olur. Hayat da aynen böyle. Zaten klişe bir deyiş bile var bu konuda;

"Kuralları koyanlardan değilseniz, onlara uyanlardansınız."

Hedefler

O hedefleiklerime ulaşmak için bu kadar beklemişken yanlış yola sapmak doğru olur mu benim için? Doğru olduğunu bildiğim yol zorlayabilir beni belki de. Bundan kastım, beni entellektüel olarak doyurabilecek olup ama bunun üzerine parasal olarak bana getirisi olmayacaksa? Para ne kadar öenmli olacak hayatımda? Nasil yaşamak isterim ben?
En ideali her iki isteğimin de sağlanması ama... Bu mümkün mü acaba benim için? Asıl sorum bu belki de?
İki sorunum var, isteklerimi tam olarak belirleyememem ve parasızlıktan korkmam. Benim tek istediğim, özgür olabilmek biraz da olsa...
Artık bir konuda ilerleme isteği duyduğumu görebiliyorum ama o konulardan kaçıyorum yine de...
Gelcekte iş yönetmek istiyor muyum diyorum. Benim için şin niteliği çok önemli. İstediğim işi biliyorum ama o işe nasıl ulaşacağım bilemiyorum. O işin alternatifleri neler bunları da hiç bilemiyorum ben.
Proje asistanlığı olsaydı ne de hoş olurdu değil mi? Ama şansımın bu kadar da iyi gitmesini beklemek biraz fazla iyimser olacaktı galibabenim açımdan. Ne yapmalıyım adım atabilmek için bilmiyorum açıkçası. Sistemin içerisinde nasil ilerleyebileceğim konusunda bir ipucum bile yok.

Yanlış mı yapıyorum ben? Nasıl olacak da istediğim yerlere ulaşabileceğim? O istediğim yerler on sene sonra benden çok uzaklarda mı alacaklar?
Sonucunu görebileceğim o projelerde çalışmayı istemez miydim ben? Ne konuda korkak davranıyorum?
Korkak olmaktan kaçınmalıyım artık. Yaptıklarımın nedenlerini düşünüp, yapma aşamasına geçmeliyim artık.
Ne yapıyorum ben evde boşboş oturarak? Bu beni istediğim yere iç götürmüyor ki...

22 Eylül 2008 Pazartesi

Arda Aşkın

Arda-Yeditepe-İst says:
How I wish, how I wish you were here.
We're just two lost souls swimming in a fish bowl, year after year,
Running over the same old ground.
What have you found? The same old fears.
Wish you were here.
Arda-Yeditepe-İst says:
buda pink floyd dan 1970 küsür

21 Eylül 2008 Pazar

İstekler ve Kararlar

Çok uzun zamandır istenilenin gerçek olamamasının nedeni nedir diyordum. Farkettim ki gerçekleşmeyenlerin tek nedeni karar almamak. İsteyip durmak, isteyip harekete gecmekten farklı.
Karar vermek kolay değilmiş.
Ama karar amaca götürecektir, zamanla da olsa.

E. üzerine

E. ile çok güzel bir ilişkimiz olamadı. Bunun nedeni bendim. Onun hızlıca bana baglanması iticiydi benim için. Ama ona deger vermeme engel değil bu. Biten ilişkimiz, arkadaşlığımızı da bitirdi uzun bir süre boyunca. Ama şimdi yine konuşabiliyoruz. Ayrıca, aramızdaki çekim nasıl olur da hiçbir zaman bitmez? Bunun nedeni hakkında konuştuk ama ben asla emin değilim niye... Ona güveniyorum ve o da benim sorunsuz biri olduğumu düşünüyor.. Sorunsuz muyum? İletişim konusundaki sorunlarımı çözmüş durumdayim çoğunlukla. Ama ya diğerleri? Beni başkalarına yaklaştırmayan içimdekiler?

Bugün onu görmeye gittiğimde, küçük ellerine dokunmak istedim. Hasta gözükmüyordu sadece rahat değilmiş gibiydi. Yüzü oldukça iyi görünüordu. Sesi ve bana göz kırpışı... Bu bakışı seviyorm dedim sadece. Elini tuttum ama sadece ucundan. Çünkü onu incitmekten korktum. "Soğuk" dedim. Onu görmeyi sevdim bugün ve yetmedi bir şekilde. Ama neden bilmiyorum, geçen sefer öylesine kötü oldu. Tekrarlanmaması için nasıl davranılması gerekiyorsa öyle mi davranılmalı yoksa gelişine mi olmalı hayat? Zaten kontrol edilen her alanda kötü giden hayatım, kontrol edilmeyen bu alanda daha kötü giderken, ne yapabilirim ki kendimi bütün bu olayların içerisinde çıkarıp; "oh" diyebilmek için?

Eski ilişkimizden kalma düşünceler ve hisler var içimde. Neden hatırlamıyorum içimde onun güçsüz biri olduğuna dair ve ortama uyduğuna dair bir his var. Neden bilmiyorum onun risklerden hayatı boyunca kaçıp hep sağlam tarafta duracağından eminim ve asla deli birisi olmayacağını düşünüyorum. Beni ondan uzak tutan bunlar belki de sadece benim yansımalarım?
M.I. da olan delilik. Ben bunun gibi bir şey isterdim.
Zaten çok sıkıcıyım ben, manyak bir şey arıyorum.

Ignatius Der Ki...

" ...semtte her köşebaşında bir bar var , bu da yöredeki maaşların ne kadar düşük olduğunun göstergesi. Özellikle umutsuz insanların yaşadığı sokaklarda, her köşebaşına üç ya da dört bar düşer. "

17 Eylül 2008 Çarşamba

Life could be pleasing but...

The life is... when you are totally loved and you are indifferent... When you want to do something and you cannot do it.. the life is when you stay at home and you feel like you are drowning... when nobody calls you...when you expect but you cannot get... when everything is black and white in your mind... when tit seems there is no way out... even when you do not love a single person at that moment.. when you are on bus and it is crowded and the traffic is stuck.. when it is very hot and you are in a small,closed, crowded place... when your room is in total mess and you dont care... when nobody calls you.. when you call them and cannot get a single answer... when people cancel meetings... when you dont like taste of your meal and you have to eat it and even it is the only meal of the day... when you have a lot of choices but they are far away... when you cannot decide and hesitate.. when you hold on in hesitation... when you are confused and cannot think... when you are tired and cannot sleep... when you hate your work.. when you have to study and weather is nice.. when you go out and weather is fucked up... when you have thousands to add this list..

Biz Kadınlar... Başarılıyız Yine de...

Bakıyorum ki bizler.. Çoğu zaman zavallıyız bu hayatta... Çoğumuz öyle görünüyor bana ve ben bunun için çok üzgünüm... Şiddete uğruyoruz;bu ne bir tokat ne de tartaklama olmak zorunda. Bir söz, bir bakış, bir snırlama... Aşamayacaklarımızın yaratılması hayatta... O aşamayacaklarımızla hepimiz karşılaşmadık mı? Her gün yok mu sokakta açlıkla ağızları kokan o diğer cins ve onların bakışları yetmiyor mu sanki bize? Ya karşılaştığımız daha daha zorluklar? Ya benim şimdiye kadar görmediğim ve karşıma çıkmayanlar ve digerlerine çelme takan o olaylar?

Zavallı mıyız biz? Yoksa sadece şanssız mıyız? Kendimiz değil miyiz buna neden? Belki değiliz değil mi?

Çocukken nasıl beklentiler yükleniyor bize? Mutlu bir yuva mı? O mutlu yuvada mı büyüdük?
o mutluluk gerçekten var mı sizce???

E peki bugün en iyi arabalara binen bizler? Buna nasil ulaştık? Ben bunlara, KISA YOLLARDAN demek isterim. O kısa yollar var ya, bizim köleliğimizin kontratları...

7 Eylül 2008 Pazar

Yatağıma Giren Düşünceler

Geceleri uyuyamıyorum çünkü ondaki sessizlik ve yalnızlk düşünebilmenin anahtarı benim için. Şehir hayatının doldurulmuş çekiciliği içerisinde kayboluyorum sabahları. Ordan oraya gitmek, iletişim kurmak ve aktif olmak geliyor içimden. Gecede ise bilgeliğin verdiği durgunluk var belki de. Geceleri dünya yok. Dünya uyuyor ve kurulu sistemden uzak olup düşünebilinecek yer gece.
Yazabilmek hakkında düşünüyorum bir süredir. Bunca zaman istediklerimi neden yapmadım bilmiyorum. Ya da aslında biliyor da olabilirim. Asla emin olamadım kendimden. Çünkü her zaman çocuktum ben. Öyle olduğumu öğretiler ve bu nedenle kendi isteklerimin peşinden gitmeidm. Onlar çocukça ve aslında ulaşılmaz şeylerdi. Yazmaya başlayabilmem için bu gece neler düşündüm demek belki de yeterli. Yüzeysel düşünmüyorum bence. Ama bazen de korkuyorum, herkes benim gibi düşünüyor olabilir kendisi hakkında.
ANLIK FLASH BACK
Şu anda başıma bir şey geldi. Flashback yaşadım ama yaşanmış bir zamana değil. Rüyalarımdan birindeki bir sahneye. O sahneyi şu anda o kadar net görebiliyorum ki uyanık olduğum halde. O hissei o kadar iyi hissedebiliyorum ki.. Bu bazı zamanlar oluyor. Mısır gibi bir yerdeki meydana gittiğimi anımsıyorum, büyük taş bir binaya giriyorum. Kolonlarla çevrili bu bina ve cilalı renkli mermerlerden yapılmış. Altın ile de kaplanmış bazı yerleri kolonların. Yine altın renginde İngiliz tarzı çerçevelerle kaplanmış resimler var bahçede ve satışa sunulmuşlar ya da sadece bir sergi bu. Bu sergi beni kendimden alıyor ve öyle bir huzur seviyesine getiriyor ki, oradan ayrılmak istemiyorum. Hava açık ve ılık, rüzgar yok. Etrafta insalar var ama kalabalık değil. Orda gorduğum bir eser var, ve o eser beni heycanlandırıyor. Ama ne olduğunu hatırlayamıyorum onun...

SINANMAMIŞ DEĞERLER ÜZERİNE
İletişim üzerine okurken, İletişimin A B C'si kitabını...
"Sınanmamış değerler" ifadesi çok kafamı kurcaladı. Boyle şeylere takılmakta üstüme yok zaten. Kitapta "sınanmamış liberalik"ten bahsediyordu. Ve ben defterime şöyle bir not düşmüşüm:

"Sınanmamış liberallik" sadece sözdeyse, sınanmamış istekler ve idealler de sadece teoride varlar. Eğer onları seçme zamanımız geldiğinde bu idealleri hayatımıza dahil edemiyorsak o idealler gerçek midir? Yoksa rüyalarımızda yaşatmayı sevdiğimiz ütopya olarak kalmasını yeğlediğimiz tatlı düşler midir? Bu ideallerin bazentam da orada ayakta durduklarını bildiğimiz halde onlara gitmekten nedne korkarız? Belki de hayatımızın anlam yitirmesi demektir bu bizim için, budur neden. Gerçekten istediklerimiz uzaktadır çünkü biz güçlü olamamışızdır. Kendi gölgemiz bizi korkutur.


KİŞİLİĞMDE EN YANKILI ESKİ İLİŞKİM ÜZERİNE
B. üzerine çok düşünüyorum hala. Kendi hatalarımı arıyorum. Tek hatam onu planlarımın dışında bırakmaktı belki de. Ama planlarımın içinde olduğu zamanı hatırlıyorum. O zaman diyorum ki, kendi yaptıklarının sonucuyla plan dışı kaldı hayatımda. Ben onun kıskançlığına karşı alerjik reaksiyon geçirmiş gibi hissediyorum kendimi. Bu reaksiyon derimin altında hala da devam ediyor. Yine de benim bugünlere gelebilmemde katkısı var sanırım bu yaşananların. Olduğum kişiden nefret etmiyorum. Daha önce olamadıklarım ve şu anda da olmayı başaramadıklarım içi üzülüyorum. Onunlayken kendimi adamıştım ama psikolojik işkencenin itkisine uğradı aramızdaki her bağ. Bağlar her zaman kopabilirler.

2 Eylül 2008 Salı

Hayatımın Kuklasıyım

Düşünmeye baslanan an bu mudur? Yoksa boyun eğmenin devam ettigi zaman mıdır bu? Bugun gerçekleri duydum. Benim kendime olan özgüvenimi kirip alçaklarda uçmamı istiyor kendi babam. Onun sularından çıkmamdan korkuyor. Neden beni kontrol etmek istiyor? Söylediği gibi benim iyiliğim için mi bu? Onun kriterlerine göre benim iyiliğim için mi bu?

Buğra’nın hayatımdaki etkisini kaldirdığım gibi onunkini de kaldırabilirim. Bunun için tek yapmam gereken onun hayatta iyi yaptığı şeyler ve başarısız olduğu şeyleri yazmam. Onun hayaletinden böylelikle kurtulabilirim ben.

Melih’in de analiz ettiği gibi bilmediği konularda daima konuşan ve fikir beyan eden bir insan sanirim babam. Araba kullanmama karışması, evi asla toplamadığı halde şurası dağınık burası dağınık demesi, notlarım yuüksek olduğu halde onları asla iyi bulmayarak beni onların içinde boğan kişi. İnşaata girmem için ve devam etmem için durmadan konuşan ama daha sonra yapklarını inkar eden. Bana ve aileme şunları söyleyebilen:

-Benim inşaat üzerine çalışmak istemem üzerine, baskı yapmanın ötesine geçerek, olayı tehdit boyutuna ulaştıran: “Ben çekip gidiyorum ne haliniz varsa görürsünüz. “ Bu söylediğiyle bizi parasal olarak tehdit ediyor. Aslında her zaman tek kullanabildiği silahı da bu değil mi?

11 Haziran 2008 Çarşamba

Nietzche Ağladığında

"...Pandora'nın kutusu açılıp, Zeus'un içinde sakladığı bütün kötülükler dünyaya saçıldığı zaman, orda sın bir kötülük kaldığından kimsenin haberi olmamıştı:Ümit. O zamandan beri insanlar yanlışlıkla kutuyu ve içindeki ümidi iyi şans olarak yorumladı. Fakat Zeus'un arzusunun, insanların kendilerini işkenceye teslim etmeleri olduğunu unuttuk. Ümit kötülüklerin en kötüsüdür, çünkü işkenceyi uzatır." (Sf.90)

"-Hepimiz bazen birileriyle o kadar yakınlaşırız ki dostluğumuzu ya da kardeşliğimizi hiçbir şey engellemiyormuş gibi görünür; bizi ayıran küçük bir köprü vardır,hepsi o kadar. Ama tam sen bu köprüye adım atacakken sana şu soruyu sorsam: 'bu köprüyü geçip bana gelir misin?' İşte o anda artık bunu istemeiveririsin; sorumu tekrarlarsam öylece suskun kalırsın. O andan itibaren aramıza daplar girer; bizi ayıran ve birbirimize yabancılaştıran duvarlar bitiverir önümüzde ve bir araya gelmek istesek de artık yapamayız. Ama o küçücük köprüyü düşündüğünde, sözcüklere sımayacak kadar büyüyüverir gözünde;ytkunur ve şaşar kalırsın.

-...o anda karşıdaki kişi, o kişinin zaten yapmayı düşündüğü şeyi yapmaya davet ediyor. O zaman birinci adam adım atamıyor; çünkü artık yapacağı şey, diğerine boyun eğmek gibi geliyor, belli ki yakınlaşma yolunu engelleyen şey, güç." (Sf. 110)

"Araştırma ve bilim, önce inançsızlıkla başlar. Ancak inançsızlık başlı başına strestir. Yalnızca güçlüler buna dayanabilir. Bir düşünürün sorması gereken asıl soru nedir biliyor musunuz?... Asıl soru şudur:Gerçeğin ne kadarına dayanabilirim?"(Sf. 127)

"Size önce yürümesini öğretmek zorundayım ve yürümeyi öğrenmenin ilk adımı, kendi kerallarına uymayan insanın başkaları tarafından yönetilmek zorunda kalacağını anlamaktır. Başkalarının kurallarına uymak, insanın kendisini yönetmesinden çok, hem de çok daha kolaydır."(Sf. 221)

"...hakikatin peşindeki insanlar iç huzurundan feragat edip yaşamlarını bu sorguya adamak zorundadırlar."(Sf. 222)

"Kimler daha emniyette, kimler daha rahat, kimler sonsuza dek mutludur? Ben size cevabını söyleyeyim: Yalnızca sığ zihinli olanlar, yani sıradan insanlar ve çocuklar!"(Sf.224)

"Tanrıya şükür Tanrının ölmüş olması demek, varolmanın amacı olmadığını göstermez! Ölümün geliyor olması, yaşamın değerli olmadığı nalamına gelmez."(Sf. 237)

"Dediğiniz gibi bunun, insanların varlığı ya da yokluğuyla ilgisi yok, üstelik yalnızlığımı elimden aldıkları halde gerçekten eşlik etmeyenlerden de nefret ederim."(Sf. 281)

"Benim düşlediğim aşk iki insanın birbirini sahiplenme çabasından çok daha ötebir şey."(Sf. 299)

"Uzun zaman önce, Josef, kötü şöhretle baş etmenin vicdan azabıyla baş etmekten daha kolay olduğunu ögrendim."(Sf. 302)

"Yaşarken yaşayın! İnsan yaşamını tamamlayıp öldüğü zaman ölüm, taşıdığı dehşeti yitirir! İnsan doğru zamanda yaşamazsa, asla doğru zamanda ölemez!"(Sf. 304)

"Acı çeken dostuna dinlenmesi için yer göster, ama dikkat et, yatak sert olsun."(Sf. 362)




20 Mayıs 2008 Salı

Boş Oda Bensem

"...kabullenmek istemediği şeyler vardır insanın. Başarısız olduğu, çekilmez olduğu, sıkıcı olduğu, aslında dünyada tek olmadığı ve onun gibi binlerce insanın daha yer yüzünde var olduğu ve hatta hatta o insanlar arasında daha imtiyazlı, daha şanslı, daha zeki daha bilgili ve daha dahalarının olduğu gibi..."



"...sessiz de değilim aslında. Konuşkanım. Konuşuyorum ama boşluğa ve sadece gerekli olduğunca. Ya da tam tersine, konuşuyorum çünkü var olmak istiyorum. olanca gücümle haykırıyorum ben buradayım, bana dönüp baksanıza. Zırvalıyorum ve zırvalıyorum ki kalabalık yapabileyim. Konuşmaya olan ihtiyacımı, varlığımı kanıtlamaya olan açlığımı o anda atabileyim üzerimden. Söylenenler asla anlaşılmasa da ya da kafada yankılanmasa da, varım. Onlar da varlar; ama 'herkes ayrı diyarlarda'. Anlaşamayız çünkü her zaman 'diğerleriyiz'."


"...o hayvansı bağlılıkla bağlıyım canıma. Balinalara sormak lazım, nasil intihar edilir mutsuzluktan. Hangi nokta en sonda? Onlar için sonu gerçekten son yapan da ne? Fısıldasalar bana, "bu senin sonun, kara yakında." O zaman düşünmem belki de arkamda var mı bırakacaklarım..."


"...hayatı bana, beni hayata bağlayan iplikleri göremiyorum. Soyutlar ve karmakarışık olmuşlar. Neden ben varım? Bahanelere oturtmak istemiyorum ki ben yalnızlığımı."


"...canı kaybettim. Ruhum sadece."


"Renklerim var sonra... Yağlı, sulu... Onlara da dokunmuyorum. Fotoğraf makinamı düşünmek bile bana stress dolu bir acı veriyor. Her şey nasil da bu kadar uzak bana?

Odamda gitarım... Odalarımda gezdi yıllarca. Tam tamına 10 yıl oldu o gitar elime geceli. Bir teliden bir nota çıkmadı.O gitar gitarlığına ağlamıyor mudur simdi?"

19 Mayıs 2008 Pazartesi

İğrenç

"Yazı, düşüncelerim mi? O düşünceler beynimi kemiriyorsa ne olacak? Kanıma ne katarsam mutluluğu hissedebilrim? "

"...biliyorum ki tek yapmam gereken derin bir nefes almak ve yürümek. Yokum aslında ben."

1 Şubat 2008 Cuma

Bir sanat kataloğu için

"Burnumu ne kadar dışarı uzatabilirsem, o kadar özgürüm. Gözlerimi içeri süzülen ışıkla doldurup, dahasını merak ederek, çocukluktan geleceğe yelken açtım. İçimdeki o pencere istediğimde bu kadar açık, korunma ihtiyacımda sımsıkı. Algımın sınırlarına takılmayarak çocukluğa uzanan bu uçurtmaya binmek ise bazzen tek ihtiyacım olan. Nefes alabilmek ve yürüyebilmek için dünyada..."