Yazabilirsem eğer...

Yıllardır yıllardır diyorum ki kendime, yazabilsem eğer... Dile getirebilsem düşündüklerimi kaygısızca... Onları herkes okusa ama ben yine de kaygısızca yazsam, içimden düşündüğüm gibi söylesem her şeyi... Olmuyormuş. Yine de denemeye devam ediyorum.

25 Kasım 2008 Salı

Who likes What?

Katalin Z. - cookies
Atila U. -mediterranean sea
Bogachan B. -young ladies
Aysenur M -shopping

18 Kasım 2008 Salı

İletişim Çalışmalarına Giriş

İki insan var ve bunlar tamamen birbirlerinden bağımsız 2 parçalar. Hiçbir kesişen noktaları yok. Onları birbirlerine bağlayacak tek şey "iletişim" dediğimiz şey. Aradaki ince iplik iletişim.
Sosyal günlük hayatımızda, deneyimlediğimiz neredeyse her şey kendimizi nasil ifade ettiğimizle tamamen bağlantılı. Karşımızdakinden nasıl bir tepki alıp, ona nasıl karşılık vereceğimizi belirleyen şey, ilk ağzımızı açtığımızda söylediklerimiz, ses tonumuz, kapıdan ilk girdiğimizdeki yüzümüzün şekli, yürüyüşümüz, giydiklerimiz, kokumuz, vücut ısımız.. Diğerinin herhangi bir duyusuna herhangi bir şey ifade eden, girdi sağlayacak herhangi bir oluşum...

5 duyumuz var diyorsak: Görme, İşitme, Koklama,Tatma,Dokunma.
(Acaba bunların dışında bir de "içgüdüsel duyu" koymalı mıyız? Böyle bir şey var mı? Yoksa bütün diğerlerinin bilinçsiz algılanmasından oluşan bir sonuç mu içgüdüleme?)

Günlük hayatımızda diğer kişiye karşı yargıyı en belirleyici olan algımız görme midir yoksa duyma mıdır? Bunun için birisini tanımanın adım adım tanımını yazabilirim belki de?

Birisiyle tanışmak için, ilk önce onu uzaktan ya da yakında görmemiz gerekir. (GÖRME) O sırada o kişi hakkında kafamızda var sayımlar oluşmaya başlar. Ait olduğu çevre, yaşadığı yer gibi(...?...bunları nerden çıkarabiliriz: giysileri,saçları,sakalları, makaj, bakış, duruş, ten rengi :::
birisini ilk defa gördüğüne neler dikkatini çeker? bu güvenilir bilgi değil çünkü, belirli görünüşlerle belirli şeyleri gizleyebileceğimizi gösteriyor bize. bunları kullanarak. Ya da: bunları okumayı gercekten iyi bilirsek, o zaman kimlerin nelere dahil olabilececiğini biraz olsun kestirebilir ve ona göre kendi ilk izlenimimizi ayarlayabiliriz. En azından kısa bir süre için görüntümüzü adapte ettiğimiz şekilde bizi algılamalarını sağlayabiliriz.)

""

İLETİŞİM, ANLAM GÖSTERGELER

"...simgelerimiz düşüncelerimizi ya da göndermelerimizi yönetir ve düzenler ve göndermelerimiz de gerçeklik algılamalarımızı düzenler."


Gösterge Kategorileri(Saussure):
"Görüntüsel göstergede, gsterge bazı yönlerden nesnesine benzemektedir: onun gibi görünür ya da onun gibi ses çıkartır. Belirtisel göstergede, gösterge ile nesnesi arasıda doğrudan bir bağlantı vardır: bunlar gerçekte birbirlerine bağlıdırlar. Simgede, gösterge ve nesne arasında ne bağlantı ne de benzerlik vardır: Simgenin iletişimde kullanılmasını sağlayan tek neden, simgenin yerine geçtiği şeyi nitelemesi konusunda insanların anlaşmış olmalarıdır. Fotoğraf bir görüntüsel göstergedir, duman ateşin belirtisel göstergesidir ve sözcük bir simgedir."

""

Women in Turkey

"...Women's participation in politics is still very low, with a representation of 9% of women in the parliamentand only 1.5% in the local councils; women literacy rate is increasing but not at a desired pace; violence against women is another crucial and urgent issue to address. In addition, extremely low levels of participation of women in paid labor market, with a rate of 24% and even reaching only 4% in the southeast Anatolia region is another important issue to tackle."

11 Kasım 2008 Salı

Value

Value is not only monetarian. The value is consisted by environment, sociality and finance. The brigde in between these is called sustainability. It is the good use of assests.

3 Kasım 2008 Pazartesi

Monolog - Fiziksel Efor VS. Zihinsel Efor

A-Düşnmekle geçmiyor mu hayat? Ne zaman istiklerini düşünüyorsun? Senin istemediğin şeyleri düşünmere onlara mesai harcamaya iten bir şey var mı hayatta? Olabilir mi böyle bir şey ya da daha doğrusu olmasına izin verir misin?

B-Evet.. Çok idealistim bu konuda ama, gel gör ki her geçen gün bize dayatılanlar ya da bizim izin verdiğimiz dayatmalar la geçiyor mu? Tam buna da yaşam kavgası denmiyor mu aslında?

A-Öyle mi düşünüyorsun? Sence bunlardan kaçmak mümkün değil mi ya da belki de bu "dayatılma" durumuna kendini kendin sokuyorsundur?

B-Sence haytta insan korkutuklarınn içine mi çekilir? Söylemk istediğin bu mu? Ya da kendi seçimlerim aslında korktuklarım haline mi geliyor diye de düşündüm şimdi açıkçası.

A-Bu konuda kendi düşüncelerin üzerine eğilmen gerektiğini düşünüyorum. Herkesin kendi yolu var. Ben benimkinde yüyrken seninkine uzaktan bakarsam ne kadar doğru yorum yapabilirim ki senin hakkında? Buna ne adar hakkım olabilir ki?

B-Bana yardımcı olduğunu söleyemeyeceğim. Kendini bunu dışında tutmak istiyorsun kanımca.
Tamam. Kendi üzerime düşünüyorum. "Gitmek istediğim yönü belirleyemiyorum çünkü o yolun gerçekte var olduğundan bile emin değilim ki ben. Sevdiklerim neler diyorum, onlara yönelmeye çalışıyorum ama gel gör ki kaynaklarım sınırlı. Bugün düşünüyordum, bu istediklerinin üzerine beyin mesaisi yapmak ya da yapmayı reddetmek üzerine. Üzerimde korkunun yarattığı stress vardı. Aslında hayatımın ne kadarda kolay olduğunu da düşündüm. Yaşamak için her şeye sahibim ve aslında sadece bunu nasil sürdürmem geretiğini ya da nasil sürdürebileceğimi düşünüyorum hayatımın bu noktasında. Bu kadar kolay bir hayat ve memnuniyetsizlik, kendini kaybetmişlik hissi.. Karamsarlık.. Seçememezlik.. Derken; bir anda fark ettim ki karşımda çöpleri dışarı çıkartan kapıcımız var. Onun o anda çöpleri çıkarmasıyla benim elimde bilgisayarla kendi arabamdan inerken mutsuzluk hissetmem arasında büyük bir tezatlık hissettim. Dşündüğüm aslında bize sürekli vurgulanan statü farkı değildi. Ben daha çok dedim ki, iki şeyi satabilirsin yaşamak için, istersen sürekli fiziksel oalrak kendini yorarsın ve kafanda istediğini düşünebilirsin ya da ikinci ve benim de içinde bulunduğum seçenek olarak zihinsel gücünü satıp bundan bir şeyler kazanabilirsin. İkisi de sana zamana mal olacak. İkisinin fiyatları tabii ki farklı. Ama hayatta yaptıklarımızın seçimlerimizin sonuçları olduğu bir gerçek. İşte belki de o yol önümüzde kolayca serildiğinnde, ondan sapmanın yollarını bulmak zor oluyor. Bu da en geniş caddeleri gözümüzün önüne seriyor. İşte o en güzlü caddelere girmemek için,sanırım, yavaşlayıp patikalara da bir göz atmak gerekiyor. Ama o patikalara baktıktan sonra koca caddede yürümeye devam etmek de sadece zaman kaybı olur. Evet, iki kere doğrulanmış, iyi bir seçim olur ama kolayı seçmek için çok düşünmemek de gerekmez mi?" Kendi kendime konuşunca böylesine de saçmalıklara kayıyor işte cümleler. Senin bana yardım etmeni bu yüzden istedim tam olarak da.
Ama neyse.. Sanırım bugünlük bu kadar yeterli değil mi?

A- Hadi ıhlamur içmeye gidelim. Sonra yapacağım bir kaç iş var evde zaten. Bu aralar şifayı kaptım galiba. Grip salgını varmış, bütün çevremdekiler şifayı kapmış durumdalar. Ben de nasibimi aldım gibi görünüyor.