Yazabilirsem eğer...

Yıllardır yıllardır diyorum ki kendime, yazabilsem eğer... Dile getirebilsem düşündüklerimi kaygısızca... Onları herkes okusa ama ben yine de kaygısızca yazsam, içimden düşündüğüm gibi söylesem her şeyi... Olmuyormuş. Yine de denemeye devam ediyorum.

25 Ocak 2009 Pazar

Ankara

Ankara'nın bir kere refah bir kent olduğunu düşünemiyorum bile. Ne kadar dolu, tıkışmış ve mahvolmuş şimdilerde... Eski fotoğraflarda, Orta Anadolu'ya özgü binalar ve geniş sokaklar...

Filiz Ali:
"...Yaz aylarında bu sokak faslı hava karardıktan sonra da sürer, gece vakti Karanfil Sokakğın girdili çıktılı arka bahçelerinde oynamanın tadına doyum olmazdı."

"1940'lı yıllarda Ankara Türkiye'nin kalburüstü bürokratları, bilim ve sanat adamlarının toplandığı yeni kurulmakta olan bir kent idi. Gündelik Ankara hayatı Yenişehir'de Karanfil Sokak, Konur Sokak, Selanik Caddesi, Sümer Sokak, Uçak Sokak ve o sıralarda
inşa edilmekte olan Bahçelievler ve Saraçoğlu mahallelerinde geçiyordu."

"Ankara o zamanlar avuç içi kadar bir yer. Yenişehir'in can damarı Atatürk Bulvarı. Bulvarı bir baştan bir başa yürüdünüz mü sağa sola selam vermekten yorulursunuz. Herkes, herkesi tanır. İşte o " herkes", Sakarya Caddesi'ndeki Laz bakkaldan ya da Bulvar'daki Trakya mezecisinden alışveriş yapar; çocukları Pekpak pastanesinin dondurmasına bayılır. Cumartesi günleri Karanfil Sokak'ın tam karşısına düşen Ulus Sinema'da oynayan bir başka Amerikan filmine gidilir, çıkışta da Atlas mağazasından insanın ayaklarını acıtan, topuklarını vuran rugan ayakkabılar alınır..."
Kafamin içinde özgürlük, güç ve kişiselciliğin en uç noktaları... Bunlar benliğimi ve diğerlerinin de benliklerini sarmış durumda. Kişiselleşme kelimesi o kadar klişe artık, o kadar da anlamını yitirmiş. belki de anlamını yitirmmiş çünkü en derinliklerine gömülmüşüz. Asıl hayatı oluşturan hep insanlar, yanımızdakiler,hayatımıza girmeye devam edenler. bezginlik.

20 Ocak 2009 Salı

What I have learned?

Preparing Press Clippings by utilizing the infotmation from Interpress.com
Using the UNDP FTP account
Updating the UNDP website

19 Ocak 2009 Pazartesi

yine deneyim...

En uçtakini deneyimlemek istiyorum ki görünmeyen uca olan yolum kısalsın.

12 Ocak 2009 Pazartesi

Madam Bovary

Yiğit'ten:

"vazife,büyük olanı hissettmek,güzel olanı candan sevmektir;yoksa toplumun sırtımıza yüklediği bayağılıkları ile birlikte bütün göreneklerini kabullenmek değildir"

11 Ocak 2009 Pazar

Kararsızlığım üzerine.. Benim Yaşamım içimde birikiyor.

Mezun oldugğumdan beri.. Yani tam bir senedir.. Etrafımdaki insanalr tarafından kararsız görülüyorum. Etrafımdaki insanlar dediklerim de: Annem, Babam, Kardeşim.
Kardeşimin bunun dışında olmadını isterdim. Yani bana biraz daha derin bakabilmesini ve içimde hisetiklerimi anlayabilmesini. Kendim bile ne kadar tereddüte düştümn kendi hakımda değil mi? Tek sorun para kazanmamam mı acaba? Para kazanarak nasil kendimi istediğim şekildegeliştirebilirim? Para ile köle etmiyorlar mı bizi kendilerine? Ama aynı zamanda paramız olmadığında da para sağlyanın bir nevi kölesi değil miyiz? Nasıl bir paradoks bu böyle değil mi? Aslında hayatımızın sonuna kadar asla özgür olamayacağız galiba.
Bu nedenle en güzeli sanıyorum ki.. Sevdiğin şeyin kölesi olmak.. Daha az acı çekmek için. Ya da çok zavallılaşmadan söyleyeyim.. Acı çekmemek için. Kendini inandırdığın bir değer ya da bir amaç için çalışırsan, belki işte o zaman mutlu olursun.
Para amaç olabilir. Değerler amaç olabilir. Başka ne olur bilemiyorum şimdi..

Kendimdeki yansımalara dönersem.. Ben ne istediğimi söyleyemeyen ama ne istediğimi hissedebilen bir insanım. Özellikle de bu geçen zaan içerisinde adımlar attığımı hissediyorum. Kim ne kadar büyük adımlar atabilir ki? "Para" kazanmaya başlamak çok büyük bir adım mı? Kendine ne katmak istediğin önemli değil mi? Nereye doğru yürüdüğü çok önemli bir insanın. Sadece yapmak için yapmak değil, bir yönde yürümek ve bir şeylere varmayı amaçlamak. Sadece iş için değil bu.

Stajımın sonuna gelirken, neler yaptığımı hatırlama ihtiyacı çekiyorum. Amaçladıklarım, yapmaya kalkıştıklarım, yarım bıraktıklarım ve yapamadıklarım.

Mezun olduktan sonra, herkes gibi bir inşaat şirketinde bir işe girebilirdim ve 12 aydır calisiyor olurdum. İnşaat işinde! Ben zaten 12 aydır çalışıyorum. Hem de kimsenin çalışmadığı kadar belki de! Deneyimsizliğim belki etkino larak bir şeyler yapmamı engelledi ama insanları tanıyorum. Neler yapabileceğimi görüyorum. İnsanalrın geldikleri yerlere nasil geleceklerini görüyorum. Belki de yaptığım şeyler ve onların bnaa ne kattıkalrı ve benden ne götürdükeri üzerine de yazmalıyım. Sadece bir listeden öte olmalı. Kafası biraz da olsa karışık ve düşüncelerini düzenlemeye çalışan bir insan olduğum gerçek. Düşüncelerimi öylesine bir yazıya aktarınca sanıyorum ki her şey benim için daha görünür hale geliyor.

Mezun olmadan önce, Melih ile çıkmaya başladığımızı hatırlıyorum. Hem mimarlıktaki hem inşaattaki derslerin üzerine son donemimde hic istemediğim halde bir de seramik dersim vardı. Seramik yapmaktan sogudugumu düşünüyordum. Tek sorun benim için çok fazla olmasıydı. Sorumlulugu cok buyuktu. Seramik yapmak gerekmesinin üzerine, tiyatro,bale,klasik müzik konserleri hakında rapor yazmak gerekmesi... Kendimi bile düşünecek zamanımın gelmediği o donem... Yapap gerkenler... Yazdan itibaren.. Okul başlarken benim de yapmam gerekenler onunla beraber katlanarak arttı. Öncelikle.. Yazın son stajımı bitirmek zorundaydım. Nefret ettiğimi düşündüğüm inşaat üzerine. Bu işten kurtulmak için kendimi satabilirdim belki de. Neden mi? Nedenini ben bile bilmiyorum açıkçası. Babama karşı olan antipatik hislerimden olabilir mi diyorum ama aslında bence bu değil. Tamamen ve dürüstçe sanıyorum ki işin doğasıyla ilgili. Yaratıcılık gerekirmiyor. Kendimden ne katabilirm ki ben bu işe demek istiyorum. Belli bir yapının yapılması. İnsan faktorünün aza düşmesi. Benim için inşaat dalıyla ili ilk ve en büyük sorun.... Sosyal olmayışı.

Kendimi düşünemiyorum: "bir masanın başında hesaplama yapıyorum, şuraya şu kadar beton, bu kadar para gider... Ya a bu binanın burasına 3 kolan atmalıyım ki bu yükü yaşıyabilsin, aralıkları şu kadar olmalı ama malzemem şu lursa soyle fark eder bu olura boyle fark eder. Ya da iterasyonlar... Bu kanalda şu kadar hızla akarsa suyumuz op zaman bu kadar çap gerekir, kesişme knoktalarını şöyle geçmelyiz... Hmm , paramı da aldım bu ay da, oh ne güzel. " Hayır bütün bunları gectim ben... Onca aptal adamın arasında. Bölümdeki tipleri hatırlıyorum da. Ya bunu söylemekten hiç haz almıyorum ama, herkesin bir habitatı var değil mi? Benim hayatımda aradığım şey yüzeysel konuşmalar yapabilceğim kafasız mühendisler değil. Bütün mühendislerdenbahsetmiyorum ama tanıdığım türk mühendislerin çoğunun böyle olduğunun altını çizmeden geçemeyeceğim. Ama kendini geliştirmiş olanlar: işte onlar benim favorilerim. Para kaygısnın ötesindeki insanlar - herkesin biraz para kayısı vardır tabii ki!!!! -

Yığılmış yapılacak işlere ve mutsuzluğun hayatımdaki tırmanışına dönersek: Haziran ayında, stajımı yapmam gerekiyordu, çünkü Susam ile yapacaktık stajımızı. Onunla geçirdiğim bu zamandan ötürü mutluyum. Aslında o gercekten çok çok iyi bir arkadaş. Benden bıkmış olabileceğini tahmin ediyorum bu süre içeriside.. Çünkü benimle ilgili gerçek şeyleri görebilme imkanı oldu. Ailemle olan sorunlarıma tanık oldu. Ama onun bana olan desteğini unutmayacağım sanırım. Orda gerçekten güzel bir zamandı onunla geçirdiğim. Yaptıklarımız kesinlikle eğlenceliydi. (İlk stajımı hatırladım da.. O zamanki erkek arkadaşım, hasta ruhlu Buğra ne kadar da zehir etmişti bana oradaki hayatı. Oysa Köyceğiz'de göl kenarında mükemmel bir otelde kalıyordum, her gün yemeğimi yediğim kafe mükemmeldi, stajımı birlikte yaptığım insanlar da mükemmeldi. Hepsi ile çok eğlendim. O zamanı benim için güzelleştiren ayrı ayrı bir çok insan varken, her ana zehir tadını veren bir sevgilimin olması. Şanssızdım sadece. Ama aptaldım da tabii ki... Onu zamanında olması gerektiği gibi terketmemek; çok büyük bir hataydı. Sorunum neydi bilemiyorum. Noyan vardı bir de... Onu unutadım, ona yaptığım haksızlık affedilmez. O da affetmedi zaten.). Stajım boyunca hedeflediğim tek şey, TOEFL'a girip çok yüksek bir puan almak sonra GRE almak, Amerikaya başvurmak, burs almak sonra da defolup gitmekti. Defolup gidip istediğim şekilde yaşamak, istediğim işte çalışmak, istediğim kişi olabilmek...

Yazlığa gittim stajdan sonra.. Susam yaz okuluna gitti. Temmuz ayında TOEFL sınavına gireceğim için ve bu konuda çok çok hırslı olduğum için, oturup çalıştım. Yazlık hayatı. Ne kadar da kolay. Sabahları kalk, kahvaltını yap, denizine in, o kadar boş zamanın olsun ki ne yapacağını düşün. Bulunca da onu yap. Her şey ağırdan ve sen hiç bir şeye yetişmek zorunda değilsin. Belki en büyük sorunlarımdan birisi de bu. Ben bir şeylere yetişmeye çalışıorum ve ailem beni buna itti hayatım boyunca ve belki de hala itiyorlar. Öyle hissettim şimdi bunalrdan bahsederken.

...............................................

Başkalarının Etkisi

Bir seyi insanlara sormamın sebebi onların ne dusundugune onem veriyor olmam. Aslında bu garip değil mi? Çünkü ben her zaman insanların ne düşündüklerini takmadıgımı soylerim.

Cogunlugun ne soyledigi onemli degil belki de ama etrafımdakilerin ne soylediklerini acık bir sekilde onemsiyorum gibi. Sanrım bunu takmamın ana sebebi o insanların her zaman hayatıma etkisi olabileceğini düşünmem. Ya a tam tersine... Aslında genelin fikirlerini takıyorum ve de belirli kişilerden fikir almak gelecekte nelerle kaşılaşanbileceğimi bana gosteriyor... Ben o karşılaşabileceklerimden korkuyorum ve onların bana rahatsızlık vereceği düşüncesi beni rahat davranmaktan alıkoyuyor. Ya da bu kadar kişinin bir bildiği vardır belki de mi diyorum acaba? Ne kadar da benim kişiliğime uymayan bir şey bu boyle değil mi? En garibi de bunun sonunda bir karara ulaşamamam. Belki biraz ondan biraz bundan, butun hepsinden etkileniyorum. Siyah ve beyaz arasında grinin de oldugunu unutmak kolay benim için.

9 Ocak 2009 Cuma

Project Proposal Headings

-Executive Summary
-Project Rationale
-Project Goals and Objectives
-Project Description: Process of Project Setup and Implementation
-Expected Outputs/End Deliverables
-Monitoring and Evaluation: Evidence and Measurement of Success
-Evaluative Measures of Success: Qualitative Assessment (especially from stakeholders/partners/beneficiaries)
-Benefit derived for UNDP and/or other targeted beneficiaries
-Partners and Stakeholders
-Financial Resources
-Risks, Constraints and Limitations
-Mitigating Strategies

Meanings

Capacity Building:

-develop a certain skill or competence
-upgrading of performance ability
-human resource development, equipping individuals with the understanding,skill and access to information, knowledge and training
-organizational development
-elaboration of management structures,processes and procedures
-institutional and legal framework development

6 Ocak 2009 Salı

çocukça düşünmek

her şeyin büyülü olması. ilk seferin heycanı. bilgisizliğin saflığı. saflığın korkusuzluğu.
korkusuzluğun cesareti. cesaretin deneyimleri. bilgisizliğin korkusuzluğu. deneyimsizliğin bilgisizliği. küçüklüğün deneyimsizliği.

1 Ocak 2009 Perşembe

Deneyim?

Deneyimlemek, bir şeyi bilmenin tek yolu. Her şeyi duyabilir,okuyabilir bir insan ama neyin gerçektne ne olduğunu bilmek sadece deneyimleme ile gerçekleşebilir.

Bir kaynağın ne kadar güvenilir olduğunu ne şekilde anlayabiliriz ki? Deneyimlerdikten sonra ancak,bir şeyleri biliyorsak ancak o zaman karşılaştırma yolu ile anlaşılır.

Öğrenmek,bilmek istediklerimiz farklı olaiblir tabi ki de.. Ya da kafamızı karıştıran şeyler.. Keşfetmek istediklerimiz... Bizim sorun ve soru oluşturanlar... Bunların üzerine yürümeye başlayarak, deneyimlemeyi seçeriz.. Ya da bir şeyleri ya da bazı şeyleri tanımaktan, bilmekten, sonuçlarından korkabiliriz. Hepimizin üzerine yürüdüğü şeyler ve denemekten uzak durduklarımız yok mudur? Ama diyorum ki, acaba, hepimizherhangi tehlikeli sonuçlar doğurabilercek bir şeylerin üzerine gidip, onu anlamaya calışmış mıyızdır? Bir şey onu anlamadığımız sürece mi bize zarar verebilir? Anlasak da zarar verebilir değil mi? Ama eğer anlarsak ne şekilde bir zarar gorebileceğimizi biliriz belki de?

Üstüne gitmediğimiz şeyler bizim için başkaları tarafından tabulaştırılmış şeyler de olabilir mi? Bunları açığa çıkarmak kolay mı? Farkında olmak? Nereye yürüyeceğini bilebilmek? Herşeyden emin olarak sağlam adımlar atan insanlar acaba gerçekten de herşeyi ibliyorlar mı? Yoksa o yolda yürüyebilmek için gözlerini kapayıp , sadece her şeyin kendi düşüdükleri gibi olduğunu kabul etmek zorundalar mı? İnanç... İnanca mı sahip olmak zorundalar? İnancımız olmadan bir şeyi deneyebilir miyiz? Yani bu bir risk ama ben bu yolda yürüyeceğim... Yine de kendimize inanmak zorundayız değil mi? Yoksa sonu gelmez bir ikilem içerisinde yaşayabiliriz. İnanç ile karar aynı şeyler mi? Karar verdim, çünkü buna inancım var.. bu dogru olan olmalı.. gibi olmalı değil mi?
Şöyle diyebilir miyiz? Karar verdim. Sonunda çok zarar göreceğim ama karar verdim. O bir karar mıdır? O kararı ne kadar uygulayabiliriz acaba??? Kendimize dahil edemediğimiz bir şeyi, hayatımızda yaşamlayabilir miyiz?
Ya hayatını sadece bir eşyleri kabul etmiş olarak yaşayan insanlar? Onlar ne yapıyorlar? Karar değil. Kabul.

Karmaşık varlıklar olduğumuz doğru. Karmaşık olmasak, benim kafam bu kadar karışık olmazdı değil mi?

Deneyimlemek diyordum ya... Hareketlilik bunun için iyi işte. Aynı meandaki ve kültürdeki insanlar hep aynı hataları yaparlar ve bir süre sonra bütün hatalar ortak olduğu için, hata hata olmaktan çıkar. Kültürlerde anlayamadığımız şeylerin oluşma nedenlerinden biri de budur sanıyorum. Gidebildiğin kadar uzağa git ki, kendindeki eksikleri görebilesin. Ama oraya giderken kendini olabildiğince az götürmeye çalış.