Yazabilirsem eğer...

Yıllardır yıllardır diyorum ki kendime, yazabilsem eğer... Dile getirebilsem düşündüklerimi kaygısızca... Onları herkes okusa ama ben yine de kaygısızca yazsam, içimden düşündüğüm gibi söylesem her şeyi... Olmuyormuş. Yine de denemeye devam ediyorum.

11 Ocak 2009 Pazar

Kararsızlığım üzerine.. Benim Yaşamım içimde birikiyor.

Mezun oldugğumdan beri.. Yani tam bir senedir.. Etrafımdaki insanalr tarafından kararsız görülüyorum. Etrafımdaki insanlar dediklerim de: Annem, Babam, Kardeşim.
Kardeşimin bunun dışında olmadını isterdim. Yani bana biraz daha derin bakabilmesini ve içimde hisetiklerimi anlayabilmesini. Kendim bile ne kadar tereddüte düştümn kendi hakımda değil mi? Tek sorun para kazanmamam mı acaba? Para kazanarak nasil kendimi istediğim şekildegeliştirebilirim? Para ile köle etmiyorlar mı bizi kendilerine? Ama aynı zamanda paramız olmadığında da para sağlyanın bir nevi kölesi değil miyiz? Nasıl bir paradoks bu böyle değil mi? Aslında hayatımızın sonuna kadar asla özgür olamayacağız galiba.
Bu nedenle en güzeli sanıyorum ki.. Sevdiğin şeyin kölesi olmak.. Daha az acı çekmek için. Ya da çok zavallılaşmadan söyleyeyim.. Acı çekmemek için. Kendini inandırdığın bir değer ya da bir amaç için çalışırsan, belki işte o zaman mutlu olursun.
Para amaç olabilir. Değerler amaç olabilir. Başka ne olur bilemiyorum şimdi..

Kendimdeki yansımalara dönersem.. Ben ne istediğimi söyleyemeyen ama ne istediğimi hissedebilen bir insanım. Özellikle de bu geçen zaan içerisinde adımlar attığımı hissediyorum. Kim ne kadar büyük adımlar atabilir ki? "Para" kazanmaya başlamak çok büyük bir adım mı? Kendine ne katmak istediğin önemli değil mi? Nereye doğru yürüdüğü çok önemli bir insanın. Sadece yapmak için yapmak değil, bir yönde yürümek ve bir şeylere varmayı amaçlamak. Sadece iş için değil bu.

Stajımın sonuna gelirken, neler yaptığımı hatırlama ihtiyacı çekiyorum. Amaçladıklarım, yapmaya kalkıştıklarım, yarım bıraktıklarım ve yapamadıklarım.

Mezun olduktan sonra, herkes gibi bir inşaat şirketinde bir işe girebilirdim ve 12 aydır calisiyor olurdum. İnşaat işinde! Ben zaten 12 aydır çalışıyorum. Hem de kimsenin çalışmadığı kadar belki de! Deneyimsizliğim belki etkino larak bir şeyler yapmamı engelledi ama insanları tanıyorum. Neler yapabileceğimi görüyorum. İnsanalrın geldikleri yerlere nasil geleceklerini görüyorum. Belki de yaptığım şeyler ve onların bnaa ne kattıkalrı ve benden ne götürdükeri üzerine de yazmalıyım. Sadece bir listeden öte olmalı. Kafası biraz da olsa karışık ve düşüncelerini düzenlemeye çalışan bir insan olduğum gerçek. Düşüncelerimi öylesine bir yazıya aktarınca sanıyorum ki her şey benim için daha görünür hale geliyor.

Mezun olmadan önce, Melih ile çıkmaya başladığımızı hatırlıyorum. Hem mimarlıktaki hem inşaattaki derslerin üzerine son donemimde hic istemediğim halde bir de seramik dersim vardı. Seramik yapmaktan sogudugumu düşünüyordum. Tek sorun benim için çok fazla olmasıydı. Sorumlulugu cok buyuktu. Seramik yapmak gerekmesinin üzerine, tiyatro,bale,klasik müzik konserleri hakında rapor yazmak gerekmesi... Kendimi bile düşünecek zamanımın gelmediği o donem... Yapap gerkenler... Yazdan itibaren.. Okul başlarken benim de yapmam gerekenler onunla beraber katlanarak arttı. Öncelikle.. Yazın son stajımı bitirmek zorundaydım. Nefret ettiğimi düşündüğüm inşaat üzerine. Bu işten kurtulmak için kendimi satabilirdim belki de. Neden mi? Nedenini ben bile bilmiyorum açıkçası. Babama karşı olan antipatik hislerimden olabilir mi diyorum ama aslında bence bu değil. Tamamen ve dürüstçe sanıyorum ki işin doğasıyla ilgili. Yaratıcılık gerekirmiyor. Kendimden ne katabilirm ki ben bu işe demek istiyorum. Belli bir yapının yapılması. İnsan faktorünün aza düşmesi. Benim için inşaat dalıyla ili ilk ve en büyük sorun.... Sosyal olmayışı.

Kendimi düşünemiyorum: "bir masanın başında hesaplama yapıyorum, şuraya şu kadar beton, bu kadar para gider... Ya a bu binanın burasına 3 kolan atmalıyım ki bu yükü yaşıyabilsin, aralıkları şu kadar olmalı ama malzemem şu lursa soyle fark eder bu olura boyle fark eder. Ya da iterasyonlar... Bu kanalda şu kadar hızla akarsa suyumuz op zaman bu kadar çap gerekir, kesişme knoktalarını şöyle geçmelyiz... Hmm , paramı da aldım bu ay da, oh ne güzel. " Hayır bütün bunları gectim ben... Onca aptal adamın arasında. Bölümdeki tipleri hatırlıyorum da. Ya bunu söylemekten hiç haz almıyorum ama, herkesin bir habitatı var değil mi? Benim hayatımda aradığım şey yüzeysel konuşmalar yapabilceğim kafasız mühendisler değil. Bütün mühendislerdenbahsetmiyorum ama tanıdığım türk mühendislerin çoğunun böyle olduğunun altını çizmeden geçemeyeceğim. Ama kendini geliştirmiş olanlar: işte onlar benim favorilerim. Para kaygısnın ötesindeki insanlar - herkesin biraz para kayısı vardır tabii ki!!!! -

Yığılmış yapılacak işlere ve mutsuzluğun hayatımdaki tırmanışına dönersek: Haziran ayında, stajımı yapmam gerekiyordu, çünkü Susam ile yapacaktık stajımızı. Onunla geçirdiğim bu zamandan ötürü mutluyum. Aslında o gercekten çok çok iyi bir arkadaş. Benden bıkmış olabileceğini tahmin ediyorum bu süre içeriside.. Çünkü benimle ilgili gerçek şeyleri görebilme imkanı oldu. Ailemle olan sorunlarıma tanık oldu. Ama onun bana olan desteğini unutmayacağım sanırım. Orda gerçekten güzel bir zamandı onunla geçirdiğim. Yaptıklarımız kesinlikle eğlenceliydi. (İlk stajımı hatırladım da.. O zamanki erkek arkadaşım, hasta ruhlu Buğra ne kadar da zehir etmişti bana oradaki hayatı. Oysa Köyceğiz'de göl kenarında mükemmel bir otelde kalıyordum, her gün yemeğimi yediğim kafe mükemmeldi, stajımı birlikte yaptığım insanlar da mükemmeldi. Hepsi ile çok eğlendim. O zamanı benim için güzelleştiren ayrı ayrı bir çok insan varken, her ana zehir tadını veren bir sevgilimin olması. Şanssızdım sadece. Ama aptaldım da tabii ki... Onu zamanında olması gerektiği gibi terketmemek; çok büyük bir hataydı. Sorunum neydi bilemiyorum. Noyan vardı bir de... Onu unutadım, ona yaptığım haksızlık affedilmez. O da affetmedi zaten.). Stajım boyunca hedeflediğim tek şey, TOEFL'a girip çok yüksek bir puan almak sonra GRE almak, Amerikaya başvurmak, burs almak sonra da defolup gitmekti. Defolup gidip istediğim şekilde yaşamak, istediğim işte çalışmak, istediğim kişi olabilmek...

Yazlığa gittim stajdan sonra.. Susam yaz okuluna gitti. Temmuz ayında TOEFL sınavına gireceğim için ve bu konuda çok çok hırslı olduğum için, oturup çalıştım. Yazlık hayatı. Ne kadar da kolay. Sabahları kalk, kahvaltını yap, denizine in, o kadar boş zamanın olsun ki ne yapacağını düşün. Bulunca da onu yap. Her şey ağırdan ve sen hiç bir şeye yetişmek zorunda değilsin. Belki en büyük sorunlarımdan birisi de bu. Ben bir şeylere yetişmeye çalışıorum ve ailem beni buna itti hayatım boyunca ve belki de hala itiyorlar. Öyle hissettim şimdi bunalrdan bahsederken.

...............................................

Hiç yorum yok: