Yazabilirsem eğer...

Yıllardır yıllardır diyorum ki kendime, yazabilsem eğer... Dile getirebilsem düşündüklerimi kaygısızca... Onları herkes okusa ama ben yine de kaygısızca yazsam, içimden düşündüğüm gibi söylesem her şeyi... Olmuyormuş. Yine de denemeye devam ediyorum.

7 Eylül 2008 Pazar

Yatağıma Giren Düşünceler

Geceleri uyuyamıyorum çünkü ondaki sessizlik ve yalnızlk düşünebilmenin anahtarı benim için. Şehir hayatının doldurulmuş çekiciliği içerisinde kayboluyorum sabahları. Ordan oraya gitmek, iletişim kurmak ve aktif olmak geliyor içimden. Gecede ise bilgeliğin verdiği durgunluk var belki de. Geceleri dünya yok. Dünya uyuyor ve kurulu sistemden uzak olup düşünebilinecek yer gece.
Yazabilmek hakkında düşünüyorum bir süredir. Bunca zaman istediklerimi neden yapmadım bilmiyorum. Ya da aslında biliyor da olabilirim. Asla emin olamadım kendimden. Çünkü her zaman çocuktum ben. Öyle olduğumu öğretiler ve bu nedenle kendi isteklerimin peşinden gitmeidm. Onlar çocukça ve aslında ulaşılmaz şeylerdi. Yazmaya başlayabilmem için bu gece neler düşündüm demek belki de yeterli. Yüzeysel düşünmüyorum bence. Ama bazen de korkuyorum, herkes benim gibi düşünüyor olabilir kendisi hakkında.
ANLIK FLASH BACK
Şu anda başıma bir şey geldi. Flashback yaşadım ama yaşanmış bir zamana değil. Rüyalarımdan birindeki bir sahneye. O sahneyi şu anda o kadar net görebiliyorum ki uyanık olduğum halde. O hissei o kadar iyi hissedebiliyorum ki.. Bu bazı zamanlar oluyor. Mısır gibi bir yerdeki meydana gittiğimi anımsıyorum, büyük taş bir binaya giriyorum. Kolonlarla çevrili bu bina ve cilalı renkli mermerlerden yapılmış. Altın ile de kaplanmış bazı yerleri kolonların. Yine altın renginde İngiliz tarzı çerçevelerle kaplanmış resimler var bahçede ve satışa sunulmuşlar ya da sadece bir sergi bu. Bu sergi beni kendimden alıyor ve öyle bir huzur seviyesine getiriyor ki, oradan ayrılmak istemiyorum. Hava açık ve ılık, rüzgar yok. Etrafta insalar var ama kalabalık değil. Orda gorduğum bir eser var, ve o eser beni heycanlandırıyor. Ama ne olduğunu hatırlayamıyorum onun...

SINANMAMIŞ DEĞERLER ÜZERİNE
İletişim üzerine okurken, İletişimin A B C'si kitabını...
"Sınanmamış değerler" ifadesi çok kafamı kurcaladı. Boyle şeylere takılmakta üstüme yok zaten. Kitapta "sınanmamış liberalik"ten bahsediyordu. Ve ben defterime şöyle bir not düşmüşüm:

"Sınanmamış liberallik" sadece sözdeyse, sınanmamış istekler ve idealler de sadece teoride varlar. Eğer onları seçme zamanımız geldiğinde bu idealleri hayatımıza dahil edemiyorsak o idealler gerçek midir? Yoksa rüyalarımızda yaşatmayı sevdiğimiz ütopya olarak kalmasını yeğlediğimiz tatlı düşler midir? Bu ideallerin bazentam da orada ayakta durduklarını bildiğimiz halde onlara gitmekten nedne korkarız? Belki de hayatımızın anlam yitirmesi demektir bu bizim için, budur neden. Gerçekten istediklerimiz uzaktadır çünkü biz güçlü olamamışızdır. Kendi gölgemiz bizi korkutur.


KİŞİLİĞMDE EN YANKILI ESKİ İLİŞKİM ÜZERİNE
B. üzerine çok düşünüyorum hala. Kendi hatalarımı arıyorum. Tek hatam onu planlarımın dışında bırakmaktı belki de. Ama planlarımın içinde olduğu zamanı hatırlıyorum. O zaman diyorum ki, kendi yaptıklarının sonucuyla plan dışı kaldı hayatımda. Ben onun kıskançlığına karşı alerjik reaksiyon geçirmiş gibi hissediyorum kendimi. Bu reaksiyon derimin altında hala da devam ediyor. Yine de benim bugünlere gelebilmemde katkısı var sanırım bu yaşananların. Olduğum kişiden nefret etmiyorum. Daha önce olamadıklarım ve şu anda da olmayı başaramadıklarım içi üzülüyorum. Onunlayken kendimi adamıştım ama psikolojik işkencenin itkisine uğradı aramızdaki her bağ. Bağlar her zaman kopabilirler.

1 yorum:

gürhan dedi ki...

guzel not dusmussun? peki birebir kitaptan midir, yoksa senden de var mi biraz bu yazida?